Balkanlardan
gelen soğuk hava dalgasından sonraki en büyük sorunumuz, empati eksikliği. Bu
kadar acının, yalnızlığın, sorunun, kinin, düşmanlığın, sefaletin, ağlayan
anaların, ölen insanların, başka
açıklaması olamaz.
Kime sorsan duyarlıyız ama;
Neye?
Kime?
Hangi düşünceye?
Hangi inanca?
Aynı düşüncede
değilsek ya da aynı çizgi de değilsek duyarlı olmak şöyle dursun son derece
öfke doluyuz. Hiç dinlemeden eleştirmeyi düzenli spor gibi yapar olduk. Kum
torbası niyetine kullanıyoruz birbirimizi. Karşımızdakini anlama yolunda hep
koşu bandında yürüyoruz. Artık kalplerimizle değil doğuştan ya da sonradan
kazandığımız kimliklerimizle konuşur olduk. Oysa hepimizi aynı çamurdan
yaratılmıştık. Neye göre üstün kıldık kendimizi. Nüfus cüzdanlarımızda bile iki
renk ayrımı yapılmışken, biz daha da çeşitlendirdik
bu ayrımları: Kürt, Türk, fakir, zengin, Müslüman, Hristiyan, alevi, Yahudi, solcu,
sağcı ve daha neler neler… Herkes kabilelere bölündü ve başlattık
savaşlarımızı. Kimse kimseyi dinlemez anlamaz oldu. Ya empatimiz yavaş yürüdü
ya da yargılarımız dört nala koşuyor. Önemli olan insanlık sözünü ilk çağ
tabletlerinde bıraktık biz zaten. Empati, hoşgörü, dostluk, kardeşlik bunlar
hep şehir efsanesi. İyi bir takım olmak çocukken oynadığımız yakar top da hâlâ.
Oysa ne güzel çocuklardık biz. Her 23
Nisan da yusyuvarlak dünyanın üstüne el ele her renkten her ırktan çocuk
çizerdik, hayal gücümüzün ve boyalarımızın yettiği ölçüde. O kadar genişti ki
dünyamız içinde her rengi, her çocuğu barındırırdı. Yüzlerinde kocaman
gülümsemeleriyle…
Şimdi o çocuklar
birbirinin elini bıraktı. Dünyayı birbirine dar ediyorlar. Sanki anlaştıkları
tek nokta huzursuzluk üstüne. Ellerinde bir kırmızı boya, herkes kendi oyununa
dahil olsun istiyorlar. Birbirlerinin eli yerine kine, düşmanlığa, savaşlara,
acıya tutundular. Dillerindeki çocuk şarkıları yerini ağıtlara bıraktı. Havai
fişek diye molotoflara sevindiler. Şenlik yerine cenazelere katıldılar.
Mavisi yeşili
karardı dünyanın, söndü umutları nice masumların. Şimdi sen, ben, o hala mı
tutmayalım kardeşimizin elinden? Hala mı sarmayalım yaralarımızı? Açmayalım mı
ellerimizi semaya kardeşimiz için, dünya için, insanlık için?
Dünya bu kadar acıya dayanamayıp
başımıza yıkılmadan sevelim tüm renkleriyle.. Okyanus kadar geniş kalplerimizi
sıkıştırmayalım küçücük bir göle. Hepimiz aynı gemide aynı dalgalarla
boğuşuyoruz. Batsak da yelken açsak da birlikteyiz. Bu kez ölümü
taraflaştırmadan hatırlayalım ,ölenin insan olduğunu, can çekişenin bir şehir
olduğunu, ağlayanın bir anne olduğunu, acının kemiklere kadar işlediğini
bilerek ve hissederek..
e posta : gokkusagıyolcusu@gmail.com
e posta : gokkusagıyolcusu@gmail.com
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder