14 Oca 2016

GÜNDE ÜÇ DOZ EMPATİ

Balkanlardan gelen soğuk hava dalgasından sonraki en büyük sorunumuz, empati eksikliği. Bu kadar acının, yalnızlığın, sorunun, kinin, düşmanlığın, sefaletin, ağlayan anaların,  ölen insanların, başka açıklaması olamaz.
       Kime sorsan duyarlıyız ama;
       Neye?
       Kime?
       Hangi düşünceye?
       Hangi inanca?
Aynı düşüncede değilsek ya da aynı çizgi de değilsek duyarlı olmak şöyle dursun son derece öfke doluyuz. Hiç dinlemeden eleştirmeyi düzenli spor gibi yapar olduk. Kum torbası niyetine kullanıyoruz birbirimizi. Karşımızdakini anlama yolunda hep koşu bandında yürüyoruz. Artık kalplerimizle değil doğuştan ya da sonradan kazandığımız kimliklerimizle konuşur olduk. Oysa hepimizi aynı çamurdan yaratılmıştık. Neye göre üstün kıldık kendimizi. Nüfus cüzdanlarımızda bile iki renk ayrımı yapılmışken,  biz daha da çeşitlendirdik bu ayrımları: Kürt, Türk, fakir, zengin, Müslüman, Hristiyan, alevi, Yahudi, solcu, sağcı ve daha neler neler… Herkes kabilelere bölündü ve başlattık savaşlarımızı. Kimse kimseyi dinlemez anlamaz oldu. Ya empatimiz yavaş yürüdü ya da yargılarımız dört nala koşuyor. Önemli olan insanlık sözünü ilk çağ tabletlerinde bıraktık biz zaten. Empati, hoşgörü, dostluk, kardeşlik bunlar hep şehir efsanesi. İyi bir takım olmak çocukken oynadığımız yakar top da hâlâ.
       Oysa ne güzel çocuklardık biz. Her 23 Nisan da yusyuvarlak dünyanın üstüne el ele her renkten her ırktan çocuk çizerdik, hayal gücümüzün ve boyalarımızın yettiği ölçüde. O kadar genişti ki dünyamız içinde her rengi, her çocuğu barındırırdı. Yüzlerinde kocaman gülümsemeleriyle…
Şimdi o çocuklar birbirinin elini bıraktı. Dünyayı birbirine dar ediyorlar. Sanki anlaştıkları tek nokta huzursuzluk üstüne. Ellerinde bir kırmızı boya, herkes kendi oyununa dahil olsun istiyorlar. Birbirlerinin eli yerine kine, düşmanlığa, savaşlara, acıya tutundular. Dillerindeki çocuk şarkıları yerini ağıtlara bıraktı. Havai fişek diye molotoflara sevindiler. Şenlik yerine cenazelere katıldılar.
Mavisi yeşili karardı dünyanın, söndü umutları nice masumların. Şimdi sen, ben, o hala mı tutmayalım kardeşimizin elinden? Hala mı sarmayalım yaralarımızı? Açmayalım mı ellerimizi semaya kardeşimiz için, dünya için, insanlık için?

        Dünya bu kadar acıya dayanamayıp başımıza yıkılmadan sevelim tüm renkleriyle.. Okyanus kadar geniş kalplerimizi sıkıştırmayalım küçücük bir göle. Hepimiz aynı gemide aynı dalgalarla boğuşuyoruz. Batsak da yelken açsak da birlikteyiz. Bu kez ölümü taraflaştırmadan hatırlayalım ,ölenin insan olduğunu, can çekişenin bir şehir olduğunu, ağlayanın bir anne olduğunu, acının kemiklere kadar işlediğini bilerek ve hissederek..
 e posta : gokkusagıyolcusu@gmail.com

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder