Neden mutlu olamıyoruz? Kendini jiletlemek isteyen
Polyannalarla dolu her yer. Biz çocukken gerçekten mutlu çocuklardık oysa.
Mutlu olmamız için küçücük şeyler yetiyordu. Kar yağınca okulların tatil olması-
ki o hala büyük bir sevinçtir-, sabah yedide başlayan çizgi filmler, uttuğumuz
tasolar, sokakta satılan dondurma, mahalle maçında büyüklerle oynamak,
bayramlıklar, sapan, çamurdan yapılan pastalar, babanın kucağında ayakların
yetmese de arabayı sen sürüyormuşsun hissi.. Ne zaman ki büyüttük
beklentilerimizi o zaman hepimiz birer mutsuzluk makinesi olduk çıktık. Terminatöre
gerek kalmadı. Yakında onun gibi ruhsuz birer makine gibi olacağız. İyi ki
Mario bu günler için fazla yaşlı. Yoksa prensesi kurtarmak yerine Müslüm baba
açıp mantarlarla dertleşiyordu. Ama o kafasını taşlara vura vura, o altınları
toplayarak, bonuslarla devam etti yoluna. Bir oyun kahramanının prensesi
kurtarıp mutlu olması için niye bu kadar çabaladık bilmiyorum ama bizim bu
küçük hayat oyunumuzun da bir amacı var ve kazanmak herkesin hakkı.
Kazancımızsa bir avuç mutluluk.
Yaşadığımız her
olay, düşüncelerimiz, hissettiklerimiz, birer tuğla aslında. Kendi dünyamızı
oluşturan minik tuğlalar… Kötü tuğlaları temele koyar, iyileri atarsak dünyamız
kararır o zaman. Hayat boyu hiç iyi bir şey yaşamasak bile dünyamıza açtığımız
pencereden bakar umutlanırız; hava yine güneşli olacağı için. Kaldı ki her gün
yeniden uyanan birinin hiç iyi bir şey yaşamadım demesi en az naylon bir
çiçeğin kokusu kadar yalan.
Derdimiz
acılarımızsa, mutsuz olmak ve hüzünlü olmak arasında Ferhat’ın bile
delemeyeceği dağlar kadar mesafe var. Hüzün bir arının bıraktığı iğnesiyken
bile, mutsuzluk o an arının varlığını görememektir. İnsan Dünya ‘ ya baktığında
bir arı için hüzünlenebildiği kadar insandır. Bunun mutsuzlukla alakası yok.
Mutsuzluk nasıl nimetlerin içinde yaşadığını görememektir. Hayattaki dertlerle
baş etme yöntemi olarak mutsuzluk otobanından gitmeyi huy edinmişiz bir kere.
Keşif için çıktığımız bu dünya turunda, hiçbir şehri, ormanı, tarihi yapıyı,
insanını, göremeden son bulmuş gibi. O yolun yorgunluğuyla… O yüzden bizi
mutluluğa götüren yol ayrımlarını iyi seçmemiz gerek. Heybeye sadece mutsuzluk
koymak, her molayı zehir eder. Biraz buradan, biraz şuradan bir tutam
papatyadan mutluluk almak gülümsetir daima.
Herkes sokakta
oyun oynarken camdan bakan çocuk olmak da, gol sevinciyle arkadaşlarına gazoz
ısmarlayan çocuk olmak da bizim elimizde.
e posta : gokkusagiyolcusu@gmail.com
e posta : gokkusagiyolcusu@gmail.com
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder