‘’ Çekilin önümden trene yetişmem
lazım. Çekilin, bugün gelecek biliyorum; hissettim ben bugün gelecek! ‘’diyerek
tren garına koşuyordu kadın. Gözlerinde umutla karışık bir tedirginlik vardı.
Bugün tam üç ay sekiz gün olmuştu ve bu üç ay sekiz gündür her gün aynı şekilde
tren garına koşuyordu. ‘’Gelecek elbet gelecek’’ deyip. Başındaki yazmanın
düştüğünü fark etmeden koşmaya devam etti. İlk treni kaçırmamalıydı, trenden önce
vardı oraya. Bekledi, bekledi, bekledi… Sonraki trenler de geldi gitti ama
yoktu hiçbirinde O yoktu. Hayır gitmeyecekti son tren gelene kadar
bekleyecekti. Ya o zaman gelirse… Son trenin de gitmesiyle gözlerinden süzülen
bir damla yaş fistanının sarı çiçek desenine düştü. Omuzları düşmüş zorla
sürüklenircesine çaresiz ağır adımlarla eve doğru yürümeye başladı. Onsuz evin
ne anlamı vardı ki. Evin kapısına vardığında olanları düşündü. Bu kapıdan
gelinlikle girdiği anı hayal etti. Sadece bir gün, düğünden sadece bir gün
sonra götürmüşlerdi onu Yemen ellerine. Bu hiç adil değildi. Ağladı ağladı
kapıya yığılıverdi. Kalbi bedenini taşıyamayacak kadar çok acıyordu. ‘’Ona
yemek bile yapamadım, sofrada hep boş bir tabak durdu belki şimdi kapıdan içeri
girer yanımıza oturur diye. Neden bizi bu kadar çabuk ayırdılar? Gidişini
düşündü. Osmanlı birçok cephede savaş halindeydi. Bu sırada Yemen’ de de savaş
başlamış, söylenenlere göre Yemen halkı İngilizlerle işbirliği yapıp Osmanlı’ya
karşı savaş açmıştı. Yemene gidecek askerlerin çoğunu Muş’tan göndermeye karar
verdiler. Büyük bir bölük oluşturdular. O da gidecekti, ayrılık vakti
gelip çatmıştı daha yeni kavuşmuşken. Ona sımsıkı sarıldı, bırakmak
istemiyordu. Gözyaşları omzunu ıslatmaya yetmişti. ‘Dudaklarımdan dökülen tek
kelime GİTME oldu. Keşke O’nu ne kadar çok sevdiğimi haykırsaydım ona.
Kollarımdan çıkıp gitti. Arkalarında bıraktıkları toz bulutuyla’… Sözcükler bir
ağıt olup dökülüverdi yüreğinden…
Havada bulut yok, bu ne dumandır
Mahlede ölüm yok, bu ne şivandır
Bu Yemen elleri ne de yamandır
Aradan uzun zaman geçti hâlâ bir haber yoktu.
Ta ki bir gün bir asker O’nun çantasını getirene dek. Söylenecek söz yoktu.
Kimsenin konuşacak mecali kalmamıştı. Kadın çantayı açmaya başladı. İçinde
potiniyle fesi vardı. Bunun tek bir anlamı vardı. ‘’ Hayır, hayır O ölemez.
Hayır beni bırakıp nasıl gidebilir? ‘’ Kendini kaybetmişti. Elinde çantayla
ağlayarak yürüyordu. Ve ağıtın devamı çıkıverdi gönlü kırık kadının dudaklarından:
Giden gelmiyor acep nedendir
Burası Muş’tur yolu yokuş
Giden gelmiyor acep ne iştir
Giden gelmiyor acep ne iştir
Kışlanın önünde redif sesi var
Açın çantasını bakın nesi var
Bir
çift potiniyle bir de fesi var…
Yemene giden askerlerin çoğu geri dönmemişti.
Arkalarında birçok gözü yaşlı insan bırakmışlardı ve yığınla acı… Bizse bütün
bu acılardan bihaber hoş bir türkü olarak dinliyoruz…
e posta : zeryakamoz@gmail.com

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder