Şüphesiz ünlü şair Nazım Hikmet’in birçok aşkı olmuştur, ama
aralarında biri vardır ki bir ömre bedeldir. Bavullar dolusu mektuplar az
gelmektedir. Adı Piraye’dir… Nazım’ın en uzun süre evli kaldığı kadındır
Piraye.
Piraye, Nâzım’ın kız kardeşinin arkadaşıdır. Kocasından
ayrılmış; iki çocuk sahibi dul bir kadındır. 1935 yılında kimseye haber
vermeden evlenip İstanbul’a yerleşirler.
Ama bir türlü gün yüzü göremezler. Nâzım Hikmet’in mahpusluk
günleri başlayacaktır. Şair, o kadar çok şiir yazmıştır ki Piraye’ye… O kadar
çok mektup yazmıştır ki, “Karıcığım, canım karıcığım” diye başlayan… Misal,
“Karıcığım, bu seferki ilk mektubuma senin için yazdığım bir şiir ile
başlıyorum: Saat dört yoksun, saat beş yok/ Altı, yedi ertesi gün ve belki kim
bilir… Hapishane avlusunda bir bahçemiz vardı. / Sıcak bir duvar dibinde on beş
adım kadardı./ Gelirdin, yan yana otururduk, kırmızı ve kocaman muşamba torban
dizlerinde…”
Şiir bu duygu haliyle devam eder ve mektup şöyle sonlanır:
“Kuzum karıcığım, bu şiirleri iyi oku… Yazdıklarımın en ustaları değilse de en
yalansızlarıdır. Seni nasıl yalansız, süssüz, sanatsız seviyorsam, bunlar da
öyle…”
Her güzel şey gibi, Nâzım-Piraye aşkı da bir gün aniden
bitiverir. 1946 yılında Bursa Hapishanesi’nde yatarken, dayısının kızı
Münevver’in ziyaretleri sıklaşmıştır. Artık Nâzım Hikmet ile Münevver’in
aşkıdır gündemde olan… Şair mektup yazar Piraye’ye ve anlatır durumu tüm açık
yürekliliği ile… Piraye Hanım yıkılır ama kimseye belli etmez. Bu arada Münevver
de evli ve bir çocuk sahibidir. Kocası ayrılmak istemez. Nâzım Hikmet, tam da o
günlerde bir mektup yollar Piraye’ye ve şöyle der: “Yeryüzünde hiçbir insan,
hiçbir insana benim sana yaptığım kötülüğü yapmamıştır. Bütün bunlara rağmen
gel. Sana ‘gel’ diyecek kadar yüzsüz ve alçaksam, ne halt edeyim, öyleyim işte.
Fakat gel. Ve benden nefret ederek, beni hor hakir görerek de olsa, beni bir
daha yalnız bırakma!”
Gelmezse intihar edeceğini söyleyen mektuplar yazar
karısına… Haberler gönderir. Piraye dayanamaz gider sonunda. Daha sonra da
Nâzım Hikmet, Piraye için yazmaya devam eder. Nâzım bir ara açlık grevi yapar
mahpushanede ve rahatsızlandığı için hastaneye kaldırılır. Bu durum aslında
Piraye Hanım’la sonun başlangıcı demektir. Özel bir bağışlanma bekleyen şair,
serbest bırakılacağını düşünmektedir; bu arada Münevver Hanım’la görüşmelere de
başlamıştır. Piraye Hanım anlar durumu, ama yine de hastaneye gider ve
çıktığında evine gelebileceğini söyler Nâzım’a… Tam bu konuşma sırasında,
görüşme odasının kapısı açılır ve içeriye Nâzım’ın kız kardeşi ile Münevver
Hanım girer. Şair son derece sevimsiz bir durumda kalmıştır. Piraye Hanım
derhal çıkar odadan. Bu Piraye ile Nâzım’ın son görüşmesi olur. Nazım’ın
1933’den 1950’ye kadar 17 yıl boyunca kendisine yazdığı mektupları, Piraye bir
tahta bavulda sakladı.
İşte
upuzun bir aşk hikayesi…
Biraz uzun oldu, biliyorum; ama
çok özetlersem nasıl anlatabilirdim bu güzel aşkı ! Aşksın
işte…
Her zaman, her devirde, her
durumda güzelsin…bu güzel aşkı da Nazım'ın Pİraye için yazdığı bir şiirle
noktalayalım..
HASRET
Yüz
yıl oldu yüzünü görmeyeli,
belini sarmayalı,
gözünün içinde durmayalı,
aklının aydınlığına sorular sormayalı,
dokunmayalı sıcaklığına karnının.
belini sarmayalı,
gözünün içinde durmayalı,
aklının aydınlığına sorular sormayalı,
dokunmayalı sıcaklığına karnının.
Yüz
yıldır bekliyor beni
bir şehirde bir kadın.
bir şehirde bir kadın.
Aynı
daldaydık, aynı daldaydık.
Aynı daldan düşüp ayrıldık.
Aramızda yüz yıllık zaman
Aynı daldan düşüp ayrıldık.
Aramızda yüz yıllık zaman
yol
yüz yıllık.
Yüz
yıldır alacakaranlıkta
koşuyorum ardından.
koşuyorum ardından.
Kaynaklar:
1) Can Dündar Yüzyılın Aşkları
2) Emin Karaca Nazım Hikmet'in Aşkları
1) Can Dündar Yüzyılın Aşkları
2) Emin Karaca Nazım Hikmet'in Aşkları

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder