KURTLULARDAN....
Nasıl ağlıyoruz? Neden ağlıyoruz?
Hayır bunlar yanlış
sorular!!!
Nasıl ağlayamıyoruz? Neden ağlayamıyoruz?
Bunun üstüne biraz
araştırma yaptım ağlamanın kimyası hakkında. Ağlamamızı göz çukurlarımıza
özenle yerleştiren gözyaşı bezlerimize borçluyuz ama asıl başrol bu bezlere
giden sinirler. Yani ağlamak için hissetmek gerek.. E bunda ne var bizim için
ağlamak çocuk oyuncağı. Biraz haber okuyup biraz dünyaya baksak yeter dedim ama
değilmiş. Çocuk oyuncağı değilmiş. Her gün felaketlere uyanan biz sinirlerimizi
aldırmış gibiyiz. Nasıl ki altı haftalık olana kadar bir bebek yalancı gözyaşları
döker bizim durumumuz da aynen bu. Ünlü şair Mehmet Akif bizi görüp yazmış gibi:
‘’His yok
hareket yok taş mi kesildin?
hayret
veriyorsun bana sen böyle değildin.’’
Oysa taş bile çatladı bizim gözyaşı
bezlerimize hala çöl rüzgarları hakim. Romalı şair Ovidius’a göre ağlamak
öfkeyi silerdi ama içimizdeki dev yangınlara bir damla bile su serpemedik
birbirimizin yüreğine. Bir bomba patladı. Bir daha . Bir daha. Acı düştüğü
yerde bir kor bıraktı, gerisi kocaman bir boşluk. Acının kol gezdiği bir
beldede bizde kocaman bir umursamazlık…
‘’Geçilmez
kahkahadan her taraf yangın içindeyken,
Yanan bir sineden lakin ne istersin , nedir öfken?
Beraber ağlamazsın sonra ‘kör’ dersin
‘sağır’ dersin;
Bu hissizlikten
insanlık hem iğrensin hem ürpersin’’
M. Akif Ersoy.
Keşke bu son olsa…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder