30 Mar 2016

  KURTLULARDAN....
   
   Nasıl ağlıyoruz?  Neden ağlıyoruz?
   
   Hayır bunlar yanlış sorular!!!
   
   Nasıl ağlayamıyoruz? Neden ağlayamıyoruz?
   
   Bunun üstüne biraz araştırma yaptım ağlamanın kimyası hakkında. Ağlamamızı göz çukurlarımıza özenle yerleştiren gözyaşı bezlerimize borçluyuz ama asıl başrol bu bezlere giden sinirler. Yani ağlamak için hissetmek gerek.. E bunda ne var bizim için ağlamak çocuk oyuncağı. Biraz haber okuyup biraz dünyaya baksak yeter dedim ama değilmiş. Çocuk oyuncağı değilmiş. Her gün felaketlere uyanan biz sinirlerimizi aldırmış gibiyiz. Nasıl ki altı haftalık olana kadar bir bebek yalancı gözyaşları döker bizim durumumuz da aynen bu. Ünlü şair Mehmet Akif bizi görüp  yazmış gibi:
          ‘’His yok hareket yok taş mi kesildin?
            hayret veriyorsun bana sen böyle değildin.’’
     
    Oysa taş bile çatladı bizim gözyaşı bezlerimize hala çöl rüzgarları hakim. Romalı şair Ovidius’a göre ağlamak öfkeyi silerdi ama içimizdeki dev yangınlara bir damla bile su serpemedik birbirimizin yüreğine. Bir bomba patladı. Bir daha . Bir daha. Acı düştüğü yerde bir kor bıraktı, gerisi kocaman bir boşluk. Acının kol gezdiği bir beldede bizde kocaman bir umursamazlık…
    
    ‘’Geçilmez kahkahadan her taraf yangın içindeyken,
       Yanan  bir sineden lakin ne istersin , nedir öfken?
       Beraber ağlamazsın sonra ‘kör’ dersin ‘sağır’ dersin;
       Bu hissizlikten insanlık hem iğrensin hem ürpersin’’
                                                                         M. Akif Ersoy.
   
  Keşke bu son olsa…
     


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder