14 Kas 2015
ADINA ŞİİR YAZILMIŞ KADINLAR
Her ne kadar Orhan Veli ...
Bütün güzel kadınlar zannettiler ki;
Aşk üstüne yazdığım her şiir
Kendileri için yazılmıştır.
Bense daima üzüntüsünü çektim.
Onları iş olsun diye yazdığımı
Bilmenin.
…dese de; kadınlar asırlardır hep edebiyatın konusu olmuşlardır, adlarına destanlar,romanlar,şiirler yazılar yazılmıştır.
Yok bu şehr içre senin vasf ettiğin dilber Nedîm
Bir perî-sûret görünmüş bir hayâl olmuş sana
(Ey Nedim! Senin anlattığın gibi böyle güzel bir kadın bu şehirde yok. Bu güzelliklere sahip olan varlık, bir kadın veya bir insan olamaz. Olsa olsa sana bir perinin yüzü görünmüştür. Bu kadar güzellik bir gerçekte değil, ancak bir hayalde sana görünmüş ve sen de var sanmışsındır.)
Der Nedim. Divan edebiyatı kapalı bir edebiyat gibi görünse de pek çok şairin muhayyel (hayali) bir sevgilisi vardır; kaşı keman, kirpiği ok, gözleri badem, ağzı gonca, boyu serv-i revan...
Kıl tefâhür kim senün hem var ben tek âşıkun
Leyli’nün Mecnûn’ı Şîrîn’ün eger Ferhâd’ı var
(Eğer Leyla’nın Mecnun’u, Şirin’in de Ferhat’ı varsa, senin de benim gibi bir aşığın var. Bununla iftihar et.)
Der Fuzuli. Leyla yüzünden çöllere düşmüştür Mecnun, Ferhat dağları delmiştir Şirin için, Kerem Aslı’sı uğruna kül olup tutuşurken, Yusuf ise Züleyha’nın aşkına cevap vermediği için zindanlarda atılmıştır ve daha niceleri…
Hayatım, hâsılım, ömrüm, şarab-ı kevserim, adnim
Baharım, behçetim, rûzum, nigârım verd-i handânım
(Hayatımın, yaşamımın sebebi, cennetim, kevser şarabım, baharım, sevincim, günlerimin anlamı, gönlüme nakşolmuş resim gibi sevgilim, benim gülen gülüm.)
Ya muhteşem sultanlar… Sultanlar sultanı Kanuni mesela; Muhibbî adıyla sevdiceği Hürrem’e neler neler yazmıştır, onca meşakkati arasında…
Eyvâh! Ne yer, ne yâr kaldı,
Gönlüm dolu âh-u zâr kaldı.
Şimdi buradaydı, gitti elden,
Gitti ebede gelip ezelden.
Ben gittim, o hâksar kaldı,
Bir köşede târumâr kaldı,
Bâki o enis-i dilden, eyvâh,
Beyrut’ta bir mezar kaldı…
Tanzimat Dönemi’ne doğru yol alalım ve bir şair-i âzam, bir başka deyişle çılgın bir âşıktan, Abdülhak Hâmit’ten bahsedelim. Çok genç yaşta kaybettiği eşi Fatma Hanım’ın acısıyla yazdığı Makber bir başyapıt olmuştur edebiyatımızda.
Artık demir almak günü gelmişse zamandan,
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.
Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol.
Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli,
Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli.
Biçare gönüller! Ne giden son gemidir bu!
Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu!
Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;
Bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler.
Birçok gidenin her biri memnun ki yerinden,
Birçok seneler geçti; dönen yok seferinden.
Celile Hikmet hanım resimleriyle olduğu kadar güzelliği ile de tüm İstanbul’un diline destandır. İstanbul sosyetesinin en çok konuşulan kadınıdır. Oğlu Nazım’a ders vermek için evlerine giden şairimiz bu eşsiz güzelliğe tutulur; ama bu aşk ta hicranla biter. Nazım’ın karşı çıkması ve Yahya Kemal’in evliliğe yanaşmaması üzerine Celile Hanım yurtdışına gider. Yahya Kemal’in Sessiz Gemi’si hep “ölüme yazılmış bir şiir olarak” bilinir. Oysa “demir alıp bu limandan kalkan gemi” Yahya Kemal’in, hayatındaki en büyük aşkı olan Celile’sinin, Ada’dan gemiyle İstanbul’a doğru uzaklaşırken yaşadığı çaresizliği anlatır. Ölümdür elbette Sessiz Gemi’nin konusu ama aşkta aranan ölümdür ve Celile’nin ardından Ada limanında bakakalan Yahya Kemal’in acılarını anlatır aslında. Ayrılık varsa , aşkta bir ölümdür şair için. Şairde aşkı büyük yapan da işte bu kavuşamama ızdırabıdır.
Karadutum çatal karam çingenem
Daha nem olacaktın bir tanem
Gülen ayvam, ağlayan narımsın
Kadınım, kısrağım, karımsın…
Diye başlar şiir ve devam eder gider. Çoğumuzun dilinde şarkı olmuştur bu şiir . Ve sanırız ki şair, bu şiiri eşi için yazmıştır. Oysa şairin eşi için tam bir dramdır bu şiir! Şair bu şiiri, bir başka kadın, Mari Gerekmezyan için yazmıştır. Mari, Bedri Rahmi’nin asistanlık yaptığı Güzel Sanatlar Akademisi’nin heykel bölümüne misafir öğrenci olarak gelmiştir. O dönem askerliğini yapmakta olan şair-ressamın sinesine “kara saplı bir bıçak” gibi saplanmıştır. Mari, Bedri Rahmi’nin bir büstünü yapmış; Bedri Rahmi bu büstü, Mari’nin çeşit çeşit portresiyle ve ona yazılmış şiirlerle süslemiştir. Yorgun yürek “Karadut” 1946’da menenjit-tüberküloza yakalanmış ve şairin tüm çabalarına rağmen aynı yıl vefat etmiştir . Şairi tekrar iyileştiren ise yüce gönüllü eşi olmuştur.
Attila İlhan anlatır: 12 Mart sonrasının kahır günleriydi. Bir sabah radyoda duyduk ağır haberi: Deniz’lere kıymışlardı. Karşıyaka’dan İzmir’e geçmek için vapura bindim. Deniz bulanıktı; simsiyah, alçalmış bir gökyüzünün altında hırçın, çalkantılı… Acı bir yel esintisinin ortasında aklıma düştü ilk mısra… Vapurda sessiz bir köşe bulup yüksek sesle tekrarladım. Vapurdan indikten sonra da rıhtım boyunca bu ilk mısraları tekrarlayarak yürüdüm.
şenlik dağıldı bir acı yel kaldı bahçede yalnız
o mahur beste çalar müjganla ben ağlaşırız
gitti dostlar, şölen bitti ne eski heyecan ne hız
yalnız kederli yalnızlığımızda sıralı sırasız
o mahur beste çalar müjganla ben ağlaşırız
bir yangın ormanından püskürmüş genç fidanlardı
güneşten ışık yontarlardı sert adamlardı
hoyrattı gülüşleri aydınlığı çalkalardı
gittiler akşam olmadan ortalık karardı…
Bir kadın ismi sanılan “müjgan” Farsça’da “kirpik” anlamına geliyor ve Şair’in “müjganla ağlaşmak”tan ne söylemek istediği işte orada çözülüyor.
bu toplumu haklı çıkarmadan ölmenin bir yolunu bulmalıyım diye düşünüyorum.
akciğer kanserinden ölsem çok sigara içiyordu diyecekler.
sirozdan ölsem çok içki içiyordu diyecekler.
araba çarpsa, herhalde hafif içkiliydi, şoför haklıdır diyecekler.
Türkiye’de intihar da edilmez.
ilaç ve içki şişelerinin kapakları açılmaz,
su gelmeyebilir, havagazı gelmeyebilir,
tren vaktinde gelmez, atamazsın kendini altına…
Onun adına yazılan şiirlerin yerine, kendisinin satırlarıyla anlattık Tomris Uyar’ı. Kimisi onu “uzun bir yolda yürürken görmedi hiç”, kimisinin “yalnızlığı” oldu; kimisinin ise göğe bakmak istediği kişiydi; Cemal Süreya’nın sevdiceğiydi, Turgut Uyar’ın karısıydı ve Edip Cansever’in yarasıydı ama hepsinden önemlisi Tomris Uyar’dı. Edebiyatın ilham kaynağı olmakla beraber edebiyatın ta kendisiydi: Tomris Uyar; adına şiirler yazılan kadın. Cemal Süreya’nın, Edip Cansever’in, Turgut Uyar’ın ve adını bilmediğimiz birçok kişinin daha kalbini çalan kadın; bir şiirin en vurucu cümlesi gibi güzel bir kadın. Tıpkı daha nice şiirlere konu olan kadınlar gibi...
Bu kadar güzel şiir ve hikayelerinden sonra bize de' ADINA ŞİİR YAZILMAMIŞ KADINLARA SELAM OLSUN' demek kalır... e posta : bayankirmizi.21@gmail.com
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder