14 Ara 2015

MİSAFİR YAZARIMIZ 'MATEO' NUN KALEMİNDEN


Bazen tane tane konuşmak istiyor insan. Susa dinlene. Usulca…

Geçip giden zamandan mıdır bilinmez, içinde demirli binlerce gemiyle, yorgun yorgun göğü arşınlayan ebabilleriyle, ağırlaşıyor insan kendi kendine.

Bir miktar dinlenmek istiyor. Bir çayevine sığınmak, solgun bir ışık altında ahşap iskemlelerden birine -çayevinin köhne duvarına sırtını verip- oturmak, hiçbir şey sormadan bardakları dolduran bir çaycı ile ahbap olmak, dünyanın geri kalanını unutmak.

Tek derdinin bulmacada boş bıraktığı kareler olması insanın. Sonra, boş karelerin hiç dolmayacağını anlayıp bulmacanın kenarlarına bir şeyler çizmek. Tüm bunları yaparken çaycının ihtilal zamanlarından kalma radyosundan yıllanmış parçalar dinlemek. Bir an iştihaya gelip parçalara eşlik etmek:

Ne mektup geliyor ne haber senden
Söyle de bileyim bıktın mı benden
Her akşam güneşin battığı yerden
Gözlerin doğuyor gecelerime

Bazen tane tane konuşmak istiyor insan. Susa dinlene. Usulca… Bir bardak çayın sıcaklığında huzur bulmak, eski bir parça ile hüzünlenmek, sessizce ağlamak.

Bazen, bir hayalin peşinden gitmek istiyor insan, geride bıraktıklarını umursamayarak…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder